eventIQ Logo
← Blog

Etkinlik sektörü neden hâlâ 2010’daymış gibi çalışıyor?

Sahnede geleceği konuşuyoruz, kulis arkasında güncel dosyayı arıyoruz. Etkinlik sektörünün operasyonu neden geride kaldı, ilk adım nasıl atılır?

Burcu Çetin

Read in English

Güneşli bir masada eski bir tuşlu telefon, klasör, yapışkan notlu Excel çıktıları ve şarj kablosunun yanında duran yeşil bir tablet; solda "Etkinlik sektörü neden hâlâ 2010'daymış gibi çalışıyor?" başlığı
İçindekiler

Sahnede geleceği konuşuyoruz. Kulis arkasında ise güncel dosyanın kimde olduğunu arıyoruz.

Otelden bir konaklama değişikliği geliyor. Bilgi WhatsApp grubuna yazılıyor. Bir ekip arkadaşı Excel’i güncelliyor. Bir başkası otelle eski listeyi paylaşıyor. Proje yöneticisi de hangi listenin doğru olduğunu anlamak için telefon trafiğine başlıyor.

Biraz sonra kapılar açılıyor. Katılımcılar etkileyici bir sahne, özenle hazırlanmış bir program ve kusursuz görünen bir organizasyonla karşılaşıyor.

Etkinlik sektöründe sık rastladığımız çelişki bu: ortaya çıkan işin kalitesiyle o işi üretirken kullandığımız yöntemler arasında ciddi bir mesafe var.

Yaratıcılıkta, ilişkilerde ve kriz çözmede çok iyiyiz. Fakat işin arkasındaki bilgi akışı, takip ve karar süreçleri hâlâ insanların hafızasına, kişisel çabasına ve sürekli birbirini aramasına dayanabiliyor.

Peki neden?

“Şu etkinliği bir atlatalım”

Sektörde pek çok iyileştirme fikrinin ertelendiği yer tam olarak bu cümle.

Yeni bir çalışma düzenine geçilecek, bütçe takibi toparlanacak, görevler ortak bir sistemden yürütülecek. Ama önce önümüzdeki etkinliğin bitmesi gerekiyor.

Etkinlik bitiyor. Bu kez sıradaki projenin yoğunluğu başlıyor.

Bu döngünün anlaşılır bir nedeni var. Etkinliğin tarihi sabit. Müşteri son dakika değişikliği istediğinde, tedarikçi fiyatını güncellediğinde veya katılımcı listesi yeniden düzenlendiğinde ekip en hızlı bildiği yönteme başvuruyor.

O an için işi çözen yöntem, zamanla şirketin kalıcı çalışma biçimine dönüşüyor.

Yeni bir sistemi öğrenmek için harcanacak iki saat gözümüze batıyor. Her gün bilgi aramaya, dosya karşılaştırmaya ve durum sormaya harcadığımız süre ise işin doğal parçası sayılıyor.

Böylece değişimin maliyetini görüyor, değişmemenin maliyetini hesaplamıyoruz.

İşi insanların becerisi kurtardıkça süreçler sorgulanmıyor

Her şirkette herkesin bir şey sorduğu biri vardır.

Müşterinin son talebini o bilir. Hangi teklifin geçerli olduğunu o hatırlar. Bütçedeki farkı o açıklar. Bir sorun çıktığında kimi aramak gerektiği de ondadır.

Bu deneyim çok değerlidir. Ancak şirketin bilgisi o kişinin hafızasında toplandığında, diğer herkesin çalışabilmesi onun erişilebilir olmasına bağlı hâle gelir.

Üstelik etkinlik başarıyla tamamlandığında bu bağımlılık pek görünmez. Müşteri memnundur, iş teslim edilmiştir. Sonuca ulaşmak için kaç kez aynı bilginin sorulduğu, kaç saat fazladan çalışıldığı veya hangi hatanın son anda fark edildiği arka planda kalır.

Başarı yalnızca teslim edilen işle değerlendirildiğinde, o işi üretme biçiminin verimliliği kolayca gündemden düşer.

Yazılım almak, işleyişi değiştirmeye yetmiyor

Bugün birçok etkinlik şirketinde birden fazla dijital araç var. Kayıt sistemi ayrı, bütçe dosyaları ayrı, görev takibi ayrı, yazışmalar ayrı yerde.

Forrester’ın 2025 B2B etkinlik araştırmasında, en büyük kuruluşların %28’inin altı veya daha fazla etkinlik teknolojisi platformu kullandığı belirtiliyor. Buna karşılık kuruluşların yalnızca beşte biri, ana etkinlik platformunu daha geniş satış ve pazarlama sistemleriyle tamamen entegre etmiş durumda.[1]

Araştırma B2B etkinlik teknolojilerine odaklanıyor. Yine de bulgular, operasyon tarafında da sormamız gereken bir soruyu hatırlatıyor: kullandığımız araçlar arasında işi kim taşıyor?

Bir çalışan bir sistemden aldığı bilgiyi diğerine yazıyor, ardından değişikliği ekibe mesajla bildiriyorsa aradaki bağlantıyı hâlâ insan kuruyor.

Dijitalleşmenin işe yarayıp yaramadığını anlamak için şu soruya bakabiliriz: Aynı bilgiyi kaç kez giriyor, kaç kez açıklıyor, kaç kez doğruluyoruz?

Yönetici değişmek istiyor, ama değişimi nasıl yöneteceğini bilmiyor

Türkiye’de etkinlik şirketleriyle çalışırken gözlemlediğimiz önemli engellerden biri de bu. Her şirket için geçerli değil; yalnızca Türkiye’ye özgü bir mesele de değil. Ancak sahada sık karşılaşıyoruz.

Şirket sahibi müşteri ilişkilerinde, pazarlıkta ve operasyon yönetiminde çok başarılı olabiliyor. Buna rağmen teknoloji yatırımlarını değerlendirme veya şirket içindeki çalışma alışkanlıklarını değiştirme konusunda aynı deneyime sahip olmayabiliyor.

Bu durum yatırım kararını zorlaştırıyor.

Yazılımın ücreti belli. Kurulum için gereken emek belli. Ekibin öğrenmeye ayıracağı zaman da az çok tahmin ediliyor. Buna karşılık mevcut düzendeki kayıplar çoğu zaman ölçülmüyor.

Sonuçta ücretli bir çözüm, maliyeti yokmuş gibi görünen bir alışkanlıkla karşılaştırılıyor. Yatırımın geri dönüşü somutlaşmayınca bedel yüksek geliyor ve karar erteleniyor.

Satın alma kararı verildiğinde ise başka sorular ortaya çıkıyor: Geçişi kim yönetecek? İlk olarak hangi süreç değişecek? Kim, hangi bilgiyi, ne zaman girecek? Eski yöntemlerden hangileri bırakılacak? İlerleme nasıl takip edilecek?

Bunlar yazılımın tek başına cevaplayabileceği sorular değil. Şirket içinde karar verecek ve kararın arkasında duracak bir yönetim gerekiyor.

Ekipler duyuruları değil, yönetimin davranışlarını takip ediyor

“Arkadaşlar, bundan sonra bu sistemi kullanıyoruz” demek kolay. Günlük işleyişin gerçekten değişmesi daha zor.

Bir çalışan görevini sistemde güncelliyor ama yöneticisi ayrıca WhatsApp’tan durum soruyorsa, sistemin önceliği zayıflıyor.

Bütçe platformda hazırlanıyor ama toplantıya girmek için bir de Excel düzenleniyorsa, çalışan yeni aracı ikinci bir iş olarak görüyor.

Yönetici kendi taleplerini ve kararlarını sistemin dışında tutuyorsa, ekipten beklenen disiplinin inandırıcılığı azalıyor.

Çalışanlar kısa sürede işlerin gerçekte nereden yürüdüğünü anlıyor. Yoğunluk arttığında da o kanala dönüyor.

Değişime direnç elbette var. İnsanlar bildikleri yöntemlerle daha rahat çalışıyor ve yeni bir şey öğrenmeyi erteleyebiliyor. Fakat yönetimin her eski yöntemi kabul ettiği bir ortamda, yenisini kullanmak fiilen tercihe bırakılmış oluyor.

Bu yüzden yönetimin net bir beklenti koyması gerekiyor: “Bu projede görevleri buradan takip edeceğiz. Haftalık toplantıda da buradaki güncel duruma bakacağız.”

Ardından yöneticinin kendisi de aynı düzeni kullanmalı.

Yeni çalışma biçiminin ciddiye alınması için yönetimin onu günlük işin standardı hâline getirmesi gerekiyor. Bunun yanında ekibe öğrenme zamanı tanınmalı, sorularına destek verilmeli ve gereksiz çift iş ortadan kaldırılmalı. Yalnızca kullanım baskısı kurmak, bu koşullar sağlanmadığında kalıcı bir alışkanlık yaratmıyor.

Her etkinliğin farklı olması, her sürecin baştan kurulmasını gerektirmiyor

“Bizim işimiz standart değil” sektörün haklı olduğu noktalardan biri. Müşteriler, mekânlar, beklentiler ve yaratıcı fikirler değişiyor.

Ama teklif istemek, tedarikçileri karşılaştırmak, bütçe onayı almak, görev atamak veya konaklama değişikliği işlemek pek çok projede tekrar ediyor.

Her projeyi tamamen istisnai kabul ettiğimizde, bu tekrar eden işleri iyileştirme fırsatını kaçırıyoruz.

Onay sürecinin belli olması yaratıcı fikri sınırlamaz. Güncel konaklama listesinin nerede tutulduğunun net olması kişiye özel hizmet vermeyi engellemez. Aksine, ekiplerin dikkatini gerçekten deneyim ve karar gerektiren konulara ayırmasını kolaylaştırır.

Teknoloji sağlayıcıları da sorumluluk almalı

Her başarısız geçişi “ekip kullanmadı” diye açıklamak yeterli değil.

Karmaşık ekranlar, uzun kurulumlar, anlaşılmayan menüler ve saatlerce eğitim gerektiren temel işlemler değişimi zorlaştırıyor. İnsanların her gün kullandığı uygulamalar belli bir kullanım kolaylığı sunarken, iş yazılımlarının sürekli sabır talep etmesi makul değil.

Geçişin anlatımı da daha somut olmalı.

Yoğun bir ekibe bütün özellikleri göstermek yerine, ilk işin nasıl yapılacağını göstermek gerekiyor: “Bir sonraki tedarikçi teklifini buraya ekleyeceksiniz. Karşılaştırmayı burada göreceksiniz. Onay bu kişiye gidecek.”

Kimin ne yapacağı ve bunun işini nasıl kolaylaştıracağı anlaşılmalı.

Teknoloji sağlayıcısı başlangıcı kolaylaştırmalı; şirket yönetimi de bu başlangıcın günlük çalışma düzenine yerleşmesini sağlamalı.

Yapay zekâ, dağınık işleyişin üzerine sihirli bir çözüm getirmiyor

Yapay zekâ bir brief’ten ihtiyaçları çıkarabilir, teklifleri karşılaştırmaya yardımcı olabilir, tutarsızlıkları işaretleyebilir ve geçmiş projelerdeki bilgileri bulabilir.

Ancak onaylı fiyat e-postadaysa, son adet Excel’deyse ve müşteriye verilen önemli bir söz yalnızca bir telefon görüşmesinde kaldıysa, elindeki bilgi eksik olabilir.

Çok sayıda dosyaya erişmesi, hangi dosyanın geçerli olduğunu kendiliğinden açıklamaz.

Bu nedenle güncel bilginin nerede tutulduğu, kararların nasıl kaydedildiği ve kimin onay yetkisine sahip olduğu daha da önem kazanıyor. Özellikle müşteri taahhütlerini ve harcamaları etkileyen işlemlerde insan kontrolünün yeri açık olmalı.

Yapay zekâdan daha fazla fayda almak isteyen şirketlerin, bu çalışma disiplinini de geliştirmesi gerekiyor.

Başlamak için bütün şirketi aynı anda değiştirmek gerekmiyor

İlk adım, sürekli tekrarlanan bir sorunu seçmek olabilir: bütçe onayları, tedarikçi teklifleri veya görev takibi.

Devam eden bir projede bu sürecin nasıl yürütüleceği netleştirilir. Bir sorumlu belirlenir. Bilgiyi kimin gireceği, kimin kontrol edeceği ve hangi eski adımların bırakılacağı kararlaştırılır.

Ekip gerçek iş üzerinde öğrenir. Yönetici de toplantılarda aynı sistemdeki bilgiyi kullanır.

Ardından sonuç değerlendirilir: Onaylar hızlandı mı? Durum sormak için yapılan yazışmalar azaldı mı? Yanlış dosyayla işlem yapma ihtimali düştü mü?

İşe yarayan düzen, bu deneyim üzerinden geliştirilip başka süreçlere taşınabilir.

Bunun için şirket içinde sahiplenme ve takip gerekir. Ama kapsamı belli bir başlangıç, hem yöneticinin hem ekibin değişimi yönetmesini kolaylaştırır.

2010’dan çıkış, günlük işin içinde belli olacak

Etkinlik sektörünün yaratıcılığı ve çözüm üretme becerisi çok güçlü. Bu beceriyi sürekli bilgi aramaya, aynı işi yeniden yapmaya ve son dakika açıklarını kapatmaya harcamak zorunda kalmamalıyız.

eventIQ’da yönetim, karar ve deneyimi bu nedenle birlikte ele alıyoruz. Güvenilir proje bilgisi daha sağlıklı kararları destekliyor. Net süreçler koordinasyon yükünü azaltıyor. Ekiplerin müşteriye ve katılımcıya ayırabileceği zamanı artırıyor.

İlerlemenin karşılığı günlük işte görülmeli: Yönetici güncel bütçeyi ayrıca dosya istemeden görebilmeli. Ekipte herkes bir sonraki adımın kimde olduğunu bilmeli. Otele gönderilen listenin geçerliliği tartışma konusu olmamalı.

Etkinlik sektörünün çalışma biçimi, bu örnekler istisna olmaktan çıktığında değişmeye başlayacak.

Kaynaklar

[1] Forrester, Q1 2025 State of B2B Events survey (Conrad Mills, Hannah Jachim, 23 May 2025): https://www.forrester.com/blogs/events-are-under-pressure-6-findings-from-forresters-q1-2025-state-of-b2b-events-survey/

Başlayın

eventIQ'yu canlı görün

Experience Engine ve Business Engine için size özel bir tur. Uygunsa net sonraki adımlar, değilse dürüst bir hayır.

Kayıt masasında etkinlik ekibi
Check-inCanlı
862/ 1.248
TakvimPlanlandı
Sal14
eventIQ demosu · 14:00
Demo · sizin iş akışınız